Ana içeriğe atla

Kayıtlar

diger etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Çıxarın bənövşəyi jaketləri cehiz sandıqlarından...

Çıxarın bənövşəyi jaketləri cehiz sandıqlarından... Axşam yeməyindən sonra bol köpüklü qəhvəmi hazırlayıb, evimin kitab oxumaq üçün olan küncünə çəkildim. Dünən “Qadınca addımlar” proqramının qonağı Antalya Qadın Dayanışma Mərkəzinin könüllüləri idi. Dilək Eldəniz və Kamilə Yılmaz. Tanış olduq, proqram öncəsi qadına və mərkəzə dair söhbət etdik. Gözəl bir proqram oldu. Mövzu qadın olunca zatən özümü unuduram. Sonra proqramda danışdıqlarımı yayımı izləyərkən xatırlayıram. Kamilə Yılmaz könüllü olmaqla bərabər, həm də bir yazıçıdır. Bəli, qadın yazıçı. Mənə kitabını hədiyyə etdi. Kitab hədiyyəsinə necə sevindiyimi məni tanıyanlar bilir. Bu axşam da hədiyə kitabımı oxumağı hədəflədim. Fəqət, başlanğıcda ilk hekayəni oxuyub bitirincə içimdə bir sükut baş qaldırdı. Gerisini oxuya bilmədim. Niyəmi? Kamilə xanım ilk hekayəsinin adını kitaba verib – “Bənövşəyi Jaketli Qadın” (mor cepkenli kadın) Hekayəni oxuyub bitirdim və əlimdə olmadan kitabı bağladım. Mənə çox təsir etdi. Rəsmən...

Karı-koca değil, sevgili olmayı başardınız mı?

En son ne zaman karı-koca değil, sevgili oldunuz? “Yemek getir, bütün gün canım çıktı işte...” – bu cümle ile başlayan akşamlar var ailelerde. Bizim toplumda kadın-erkek ve aile konularında eksikliği olan, olması gereken ama bir türlü olamayan şeyler mevcut. Genel olarak aile çemberimiz çok dar, bu çembere isteklerimizi kısıtlı şekilde sıkıştırıyoruz. Aile ilişkilerinde ilk önce dostluk, sonrasında saygı, daha sonra ise sevgi olması prensibini doğru buluyorum. Temeli bu şekilde kurulan aileler daha sağlıklı oluyor. Günümüzde erkeklerin yanı sıra kadınlar da çalışmakta. Yani ikisinin de günlük yükü aynı. Yahut çalışmayan kadın bile ev işleri ve çocukları ile ilgileniyor. Akşam işten gelen erkek ailesi ve eşi tarafından güler yüzle karşılanıyor. Gün içinde kadının yükünün erkeğin çalışma yüküne beraber, bazen ise daha ağır olmasını gözardı ederek kadın, akşam yemeğini hazırlaması, yarın sabah için giyilecek kıyafetleri, çocukların hazırlığı, onlara gösterilen ilgi ve meşguliy...

Saplantılı kocaların kurbanı kadınlar

Günaydın demek isterdim size.Fakat gün gerçekten aydın mı, onu netleştiremiyorum. Her gün sabah kahvaltısından sonra yeni demli çaydan bir bardak doldurup, kül tablasını balkondakı kanepemin başlığına koyup bir sigara yakarak haber sitelerinde dolaşmanın keyfinden kendimi mahrum etmem. Bu aralar, hatta son altı aydır bundan zevk alamıyorum. Mesele çayın güzel demlenmemesi ve ya sigaranın verdiyi öksürme ile ciğer rahatsızlığı değil. Mesele çok derin. Sitelerdeki haberlere göz attınız mı hiç? Bir kadın olarak bu ülkede yaşamaktan korkar oldum. Her gün öldürüyorlar, arkadaş, her gün muhakkak kadın ölümü yaşanır hale gelmiş bu memlekette. Sabah zevkimiz yok, akşam yemeğinden sonra televizyonda haber izleme keyfimiz vardı, onu da yarım bıraktınız. Nasıl izleyelim? Biz robot muyuz? İnternette dolaşıyorsun, karşına insan olan varlığın izleyemeyeceği videolar çıkıyor. Haber başlıkları zaten içimizi parçalıyor. “Eski eşi tarafından alnına mermi sıkılarak öldürüldü!”, “İki çocuğunun önünde ...

Çıkarın mor cepkenleri çeyiz sandıklarından...

Çıkarın mor cepkenleri çeyiz sandıklarından... Akşam yemeğinden sonra bol köpüklü kahvemi yapıp kitap okuma köşeme çekildim. Dün “Kadınca Adımlar” programının konuğu Antalya Kadın Dayanışma Merkezi’nin gönüllüleri idi. Dilek Eldeniz ve Kamile Yılmaz. Tanıştık, program öncesi kadına ve merkez’e dair sohbet ettik. Güzel bir program yaptık. Konu kadın olunca zaten kendimden geçiyorum. Sonra programda ne konuştuklarımı yayını izleyerek hatırlıyorum. Kamile Yılmaz gönüllü olmanın yanı sıra hem de bir yazar, evet kadın yazar. Bana kitabını hediye etti. Kitap hediyesinden ne kadar zevk aldığımı beni tanıyanlar bilir. İşte bu akşam da hediye kitabımı okumayı hedefledim. Fakat başlangıçtan ilk hikayeyi bitirdiğimde durdum. Gerisini okuyamadım. Neden mi? Kamile hanım ilk hikayenin adını kitaba vermiş – “Mor Cepkenli Kadın” Hikayeyi okuyup bitirdim ve elimde olmadan kitabı kapattım. Çok etkilendim. Beni resmen esir aldı hikaye. Eşim yanımda televizyon izliyordu. Ona sordum. “Sen, mor cepken...

Sende Mahsur Kaldım - okuduklarımdan

Sedef... Bir yazardan imzalı kitap hediye almıştım. Hatta iki kitabını vermişti imzalayarak. Üstelik benim öztürkçemde yazmıştı hitabını - "qiymətli Aysel Ateş Abdullazade`ye" diye. Kitaplara olan bağımlılığımı beni tanıyanlar iyi bilir. İki kitap bana dünyanın en değerli nesnesi gibi oldu o an. İki ayrı hayatı okuyacak, iki, belki de daha çok hikayelere izleyici, misafir olacaktım. Ben kitaplara başka türlü yaklaşıyorum. Benim için her kitap birer hayattır, birer yaşantı, büyük bir dünyadır. Bu yüzden kitaplar en yakın arkadaşım. Hikayeleri olan insanları bu yüzdendir sevmem. Bayılıyorum hayat öykülerini dinlemeye ve sonrasında onu olgunlaştırarak yazmaya. Yazarından imzalı kitapları diyordum. Bir kaç gün sonra okuma fırsatım oldu. Bu havalarda, sobanın kenarında sıcacık dumanı üstünde neskafe ile kitap okumaya çıldırıyorum resmen. Bu havalarda diyorum, çünkü Antalya`da kış yok, en fazla bulutlu az yağmurlu bir soğuk olur ki buna da burada kış deniyor. Neyse. Bir akşam...

En Tanıdık Yabancı kitabı çıktı

2016 yılında Azerbaycan'da yayınlanmış “Güneşin Düşmediği Odalar” kitabından sonra azerbaycanlı yazar Aysel Ateş Abdullazade ’nin Türkiye türkçesinde kaleme aldığı “En Tanıdık Yabancı” adlı ikinci kitabı çıktı. Yazarın ilk kitabı şiirler toplusu olsa da, bu kitabında nesir’e dönüş yaparak güzel bir roman ortaya çıkarmış. Yazar kitabını şu şekilde tanımlamış: “Yeni ve ikinci kitabım olan “En Tanıdık Yabancı”yı   18 yaş üzeri tüm yetişkinlerin kendine bir şeyler katacağı ve kendinden bir şeyler atacağını düşünerek kaleme aldım. Yaşanmış gerçek bir hayat öyküsü ile kimi zaman hayatın, kimi zaman kadın olmanın zorluklarını yaşayacak, bir taraftan da yalnız bir anne olmanın ve baba olmayı başaramamanın evlatlarınıza nelerin yansıtdığını göreceksiniz”. Romanda ortak günlük konuşma dilinin düşünce diline dönüştürülmesi çabası hâkim. Düşünce, şiirsel, akıcı, samimî bir üslûpla sunulmuş. Yazarın zihninde billûrlaşmış, berraklaşmış düşüncelerin dile getirilmesine tanıklık ...

Kadın cinayetleri

Günaydın demek isterdim size.Fakat gün gerçekten aydın mı, onu netleştiremiyorum. Her gün sabah kahvaltısından sonra yeni demli çaydan bir bardak doldurup, kül tablasını balkondakı kanepemin başlığına koyup bir sigara yakarak haber sitelerinde dolaşmanın keyfinden kendimi mahrum etmem. Bu aralar, hatta son altı aydır bundan zevk alamıyorum. Mesele çayın güzel demlenmemesi ve ya sigaranın verdiyi öksürme ile ciğer rahatsızlığı değil. Mesele çok derin. Sitelerdeki haberlere göz attınız mı hiç? Bir kadın olarak bu ülkede yaşamaktan korkar oldum. Her gün öldürüyorlar, arkadaş, her gün muhakkak kadın ölümü yaşanır hale gelmiş bu memlekette. Sabah zevkimiz yok, akşam yemeğinden sonra televizyonda haber izleme keyfimiz vardı, onu da yarım bıraktınız. Nasıl izleyelim? Biz robot muyuz? İnternette dolaşıyorsun, karşına insan olan varlığın izleyemeyeceği videolar çıkıyor. Haber başlıkları zaten içimizi parçalıyor. “Eski eşi tarafından alnına mermi sıkılarak öldürüldü!”, “İki çocuğunun önünde ...

Mənim erməni oğlum

Mənim erməni oğlum... Azərbaycanda olanda bir yazar dostumla kitablaşmışdıq. Mən ona öz kitabımı imzalayıb verdim, o da mənə. Sonra kitablar üzərinə söhbət etdik. Oxuduğum hər kitab haqqında nəsə yazmaq, şərh etmək adətim deyil. Kitab məni təsirə salmalıdır, içindəkiləri yaşatmalıdır ki, mən bunu dışarıya çıxara bilim. Akşin Xəyal yazdıqları ilə mənə yaşamadığım, görmədiyim, haqqında sadəcə kitablardan oxuduğum bir müsibəti yaşatdı. Hadisələri bu qədər sadə, bu qədər səlis və axıcı, həmçinin bir az da dərinə getsək, bəsit, amma öz şəkildə ifadə etmək yazar bacarığıdır. Axşam yeməyindən sonra bir fincan qəhvə dəmlədim, balkonda oturub kitabı açdım. Kitabda ilk sevdiyim nüans uzunçuluq olmadan maraqlı təhkiyənin olması idi. Lazım olanı alırdım və gərəksiz uzatmalar olmadığı üçün birnəfəsə oxuyurdum. Bir oxucu kimi bu, mənim kitab şərhində öncül kriteriyamdı. Oxucunu yormaq olmaz. Qəhvəmin nə zaman bitdiyini unutmuşam, qəhvənin yanında lokum da vardı, onu necə yeməyimdən xəbər...

Özgürlük ve eşitlik

Özgürlük, çok istenen bir şey olmasına rağmen toplumsal yaşamda önemli bir sorun haline gelebilmektedir. Sınırla yönetilen bir nesne de diyebiliriz buna. Özgürlük “kırmızı” çizginin geçilmemesidir. Çünkü dünya bir kaos karmaşasına dönüşmemeli. Bu kaosu “kırmızı” çizgi dizginliyor. Dilediği şeyi dilediği zaman yapma konusunda herkese aynı ölçüde özgürlük tanındığında hayat için belirlenmiş kurallar çiğnenmiş olacaktır. İnsan istencinin seçeneklerle karşı karşıya kaldığında şu ya da bu biçimde eyleme konusunda sınırlandırılmaması, kısıtlanmamasıdır özgürlük. Özgürlük bir nesne olarak her ne kadar birey, tek kişi anlamını (hareket ve arzularını) ifade etse de, bunun yanı sıra toplumsal özgürlük kavramı da hak ve hukuk çerçevesinde tanımlanmaktadır. Toplumsal özgürlük nedir? Bireyin yapmak istediklerinde, esasen de temel hakları kullanmasında, içinde bulunduğu toplum ve siyasal birlik tarafından engellenmemesidir toplumsal özgürlük. Özgürlüğün hem karşısında, hem de yanında dura ...

Çanakkale savaşında kadınlar

Bu gün kadınların faaliyeti ve özgüveni tarih nedeniyle geçmişle kıyaslarsak çok çok ilerlemiş durumda. Kadınlar kendi hakkını koruyabilir, bunun yanısıra başka kadınların da hakkını talep etmesini sağlayabilecek kadar hak ve hukuklarını geliştirmişler. Sosyal medya üzerinden kadınların feminizme dair köşelerini, yönettikleri sayfaları her gün görüyoruz. Bu XXI asır için geçerliyse, biz geçmişe de bir seyahat etmek istiyoruz. Nereden başlayalım derseniz, Çanakkale savaşında kadınların rorülünü hatırlayabiliriz. Evet, 1900 yılının başlarında Çanakkale savaşında Türk kadının maharetini gözardı edemeyiz. Yiğit kelimesi genelde erkekler için kullanılır, ama Türk kadını da yiğittir. Türk erkeklerinin gücüne güç katan yiğit Türk kadınları olmuştur. Tarihe doğru bakarsak Türk kadını en zor savaşlarda bile erkeğini yalnız bırakmamış, Mehmetçiklere daim destek olmuştur. Türk kadınları erkek kıyafeti giyerek ön cebhede erkeklerle beraber düşmana karşı savaşmış, onları Türk topraklarından atm...

Ana kimdir?

İnsan ana (ata) olmadan, övlad və onun təlim-tərbiyəsi haqqqında uzun-uzun nələrsə deyə bilməz. Desə belə, təcrübə olmadan dəqiqliyi və ciddiyə alınması mübahisəli məsələdir. Dərd orasıdır ki, bu gün bizim toplumda “kimdə nə yoxdursa ondan danışır" misalı hökm sürür. Efirlərə baxırıq, ailəsi olmayan ailədən, övladı olmayan uşaq tərbiyəsindən, səsi olmayan oktavalardan, ruhu olmayan şeirdən danışır, fikir irəli sürür. Toplum da bunu izləyir, dinləyir. Ayırd edənlər də var, təbii. Statusu olmayan şəxslər müəyyən məsələlər haqqında fikir söyləyə bilməzmi? Əlbəttə, bilər. Amma bu insan valideyn, ailə başçısı statusuna müvəffəq olmamış olsa belə, ən azından yüksək dəyəri və bəşəri mülahizələr etmiş, bu qavramların praktikasına yiyələnməsə də, nəzəriyyəsinə ciddi bələd olan biri olmalıdır. Bir ana övlad üçün kimdir? Öncə bu sualı aydınlaşdıraq. Ana statusunda olan bir şəxs kimi yazıram. Öncəliklə, ana övlad üçün yolgöstərən, bilgi yanlış və doğruları hiss etdirən, anladan b...

Azərbaycanda bir ilk - "ALO DAYƏ"

Niyə “ALO DAYƏ?” Peşəkarlıq hər zaman brenddir! Xüsusilə də söhbət, xalqın və dövlətin gələcəyi olan uşaqlardan gedirsə. Azərbaycanda peşəkar dayə yetişdirən və bu dayələrlə xidmət göstərən tək şirkət olan “ ALO DAYƏ” gülərüz, səmimi, qayğıkeş, təhsilli, psixoloji və pedaqoji seminarlardan keçmiş professional yardımçıları övladınızın qayğısı üçün hazırlayır. Valideyn və dayələrlə hüquq müqaviləsi bağlayaraq hər iki tərəfin hüququnu qoruyan, sizi rahatlıq və güvənlə təmin edən “ALO DAYƏ” şirkəti istənilən sorğu və təkliflərinizə açıqdır. Gəlin, professional bir baxışla irəliləməyiniz gərəkən bütün yollarda zamanı idarə etmənizi balanslaşdıracaq yardımlarımız və yardımçılarımızın köməyilə təlatüm və sevinclərinizi barter edək. Şəxsiyyət təməllərinin atıldığı 0-6 dövründən başlayaraq övladınızın yaşayacağı hissləri, fərdə dönüşməsi, özünü və ətrafı kəşf etməsini, eləcə də, bütün inkişaf mərhələlərini şüurla hərəkət edəcək, ümumdünya psixoloqlarının standartlara uyğun fikirlər...

Küçük görülen entelektüel kadınların hayal kırıklıkları...

Küçük görülen entelektüel kadınların hayal kırıklıkları... Dünyada insan iki çeşitte, iki cinste yaratıldı. Her ne kadar bir-birinin aynı insanlar olmasa da, sonuçta cinsler bir-birine çok benzer. Beyinleri, yapıları ve fıtri olarak. Erkekler ve kadınlar yüze çok yakın oranla bir-birinin aynı düşünür, aynı duruşu sergiler. Mesela, kadınlar daha duygusal olur, erkekler ise aksi, daha kaba ve daha özgür. Entelektüellik insan yapısına doğuştan gelse de, sonrası kazanılma olarak genişleniyor. Yani insan nasıl bir ortamda, ailede, çevrede büyüyorsa, entelekti de o çerçevede büyür, genişler ve ya hiç büyümeden onu kürtaj yapar yaşadığı toplum. Kürtaj nedense bu dünyada hep kadınlara yapılır. Kadının canını koparırlar, yaşamını sahiplenirler, beynini durdururlar, sesini kısıtlarlar... Peki, entelektüel kadınları toplumda tercih edecek, saygı duyacak ve bunların yanı sıra hayatına alıp taşıya bilecek erkekler var mıdır? - Abi, kadının ne işi var dışarıda, otursun çocuğun...

Kimdir yalnız QADIN?

Yalnız QADIN… Niyə məhz yalnız kişi yox, yalnız qadından yazırıq? Çünki bu toplumda 'yalnız qadın' birləşməsi daha çox mövzu içərir, daha çox yüklüdü, daha ağırdı mənası, daha dərindi açması. Çünki bu toplumda bir düşüncə hakimdi: qadın kişidən asılıdır. Yalnızlığı ilə mutlu və hüzurlu olmadığını düşündüyümüz qadınlardan əziyyət çəkirik həm də və toplum olaraq bu əzabı onlara da yansıdırıq. Yalnız qadın bəyənilməyən, tərcih edilməyən, oxumayan, bir becərisi olmayan, çalışma yan, uşaq doğmayan, qab yumayan, ev təmizləməyən qadın deyil. Yalnız qadın övladı olmadığı üçün yaşım keçir deməyən, evliliyi həyat məqsədinə çevirməyən, özgüvənini bir kişinin sevgisindən qazanmayan, gecikdim deyə qarşısına çıxan ilk kişini həyatına almayan, mutluluğunu bir adama bağlamayan qadındır. İndi deyim sizə, yalnız qadın kimdir və niyə yalnız, 'qadındır?!' Yalnız qadın gözləri ilə danışan, dərdlərini öz çiynində daşıyandı. Özü ilə danışmağı bacarmaq böyük bir səltənətdi. Yal...

Nasıl mutlu ederiz?

# mutluetmek  istediğin kişi mutlu olmak istemezse, senin yapa bileceğin bir şey yok maalesef. Aslında mutluluk da, mutlu olmak ve mutlu etmek de çok basit. Evet, doğru duydunuz, çok basit! Bu, tabi ki, hayatı, dünyadaki yaşamın hangi çerçevede olmasını algılamayı beceren insanlar için geçerli bir durum. Bu insanlar mutlu olmayı da iyi bilir, mutlu etmeyi de. Bir düşünün, mutluluk anlık bir şey değil mi? Evet, öyle. Ama atladığımız bir nokta var, ondan bahs edeyim. O anlık sevi nçleri uzatarak mutluluk nesnesini oluşturmuş oluyoruz. Nasıl mı? Mesela, sevdiğiniz kadın saçlarının okşanmasından mutlu oluyorsa, bunu her akşam yapabilirsiniz, ya da sevdiğiniz adam sizinle birlikte el-ele gezmekten aşırı mutluluk alıyorsa, bunu onun söylemesini beklemeden sık sık tekrarlaya bilirsiniz. Oldukça basit değil mi her şey?! Ha bir de ikinci ve zor bir yanı var. Siz mutlu etmek için çabalarken karşı tarafın buna aldırmaması, yaptıklarınızı görmezden gelmesi ve mutluluğun sanki ona g...